PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Osmanlı'yı 600 yıl ayakta tutan unsur


omessiah
13.06.10, 15:06
MEMURLUK AİLE MESLEĞİ

Osmanlı İmparatorluğu'nun bir dünya gücü haline gelmesi, Roma İmparatorluğu'nda olduğu gibi yalnız ordularının gücüyle değil aynı zamanda düzenli işleyen bürokrasisi sayesindeydi. İmparatorluğun 17. yüzyılın başlarında oyduğu gibi sıkıntıya düştüğü zamanlarda Osmanlı bürokrasisi çözüm yolları bularak imparatorluğun ayakta kalmasını sağlamıştı.

Osmanlı bürokrasisinde görev yapan memurlara kâtip denilirdi. Tanzimat öncesinde Osmanlı bürokrasisindeki bürolar kendi memurunu yetiştiren birer okul durumundaydılar. 8-10 yaşlarında yetenekli çocuklar bürolara şâkird (çırak) olarak alınır ve burada kıdemli memurların yanında yazı çeşitleri ile yazışma usullerini öğrenirdi.

Memuriyet hayatına yeni başlayanlara mesleğin incelikleri öğretilene kadar yazı yazdırılmaz, evrakı getir-götür işleri yaptırılırdı. Büronun usulüne uygun yazıları kaleme alacak seviyeye gelenlere, yazdığı yazılarda ve çıkardığı kayıtlarda kullanılmak üzere bir rumuz (paraf) verilirdi ki, her rumuz büroda yapılan işlemin hangi memur tarafından yapıldığını gösterirdi.

Şakird (çırak) olarak bürokraside görev alan kişi, daha sonra katip olur, eğer kabiliyetli ise ve üst düzey bürokratlar arasında onu himaye eden birisi de bulunuyorsa hacegan (bürokrat) olurdu.

Osmanlı İmparatorluğu'nda memurluk bir aile mesleği şeklindeydi. Bir büroda çalışan memur öldüğünde veya emekli olduğunda büyük oğlu bu işi yapabilecek kabiliyete sahip ise onun babasının kadrosuna tayin edilmesi kanun gereğiydi. Memurların çocukları küçük yaşlardan itibaren babaları ile birlikte bürolara devam eder ve bürokrasinin inceliklerini öğrenirlerdi. Yetiştikten sonra kadro temin edemezlerse kadrosuz olarak çalışırlar, babalarının ölümüyle onun kadrosuna geçerlerdi.

BÜROKRATLAR

Büro amirlerine hace (hoca) adı verilirdi. Bu isim memuriyete yeni girenlere bir nevi hocalık yapmaları dolayısı ile kullanılmıştı. Yetişmek üzere büroya alınan memur adayları bir hacegân veya kıdemli bir memurun denetiminde çalışarak, o büronun teknik hususiyetlerini öğrenirdi.

Büro amirleri personel alımı, işten çıkarılma, memurların işe devamı, günlük rutin işlerin yapılması, memurların terfileri ve maaş artışları gibi konularda söz sahibiydiler.

16. yüzyıl sonlarına kadar olan dönemde yapılan atamalarda hiyerarşi ve liyakat ön plandaydı. Bir memuriyete getirilenler, üst düzey bir göreve tayin edilmedikleri takdirde, orada yıllarca görev yaparlardı. 16. yüzyılda 10-15 yıl görev yapan birçok bürokrata rastlanılır.

16. yüzyıl bürokratları medrese çıkışlıydılar ve iyi eğitim almışlardı ancak deneyimli değildiler. 16. yüzyılın sonlarından itibaren bürokraside hizmet edenler ise profesyonel birer bürokrattılar ve oturmuş mesleki geleneğin temsilcisiydiler. Bürokrasinin gelişmesine paralel olarak görevlere taliplerin sayısı da gittikçe arttı. Bunun sonucu olarak da görev süreleri ile hiyerarşik ilerleme ve liyakate verilen önem azaldı. Bu durumda 16. yüzyılın sonlarındaki sık sadrazam değişiklikleri sebebiyle yaşanan iç çekişmelerin de önemli rolü vardı. Sadrazam olanlar, memuriyetlere kendi çevresindeki bürokratları getirmişlerdi.

AVRUPALI GÖZÜYLE OSMANLI BÜROKRASİSİ

1747-1762 yıllarında İstanbul'da görev yapan İngiliz elçisi James Porter, Osmanlı bürokrasisi hakkında şunları söyler: "Babıâli'de birkaç büroda doğru ve dikkatli olarak yapılan işlere rekabet edebilecek hiçbir Hristiyan güç yoktur. İşler çok büyük titizlikle yapılır. Her bir önemli belgede kelimeler dikkatle ve anlam daima göz önünde bulundurularak kendi menfaatlerini zedelemeyecek şekilde seçilir. Yılı bilinmek kaydıyla en eski tarihli belgeler dahi Babıâli'de bulunabilir. Çıkmış her irade ve her kanun hemen elde edilebilir."

OSMANLI BÜROKRASİSİ

Osmanlı beyliği, ilk yıllarında İlhanlı ve Selçuklu devletlerinin bürokratik sistemlerini örnek alarak, Orhan Gazi devrinden itibaren kendi memur sınıfını oluşturdu. Orhan Gazi zamanından kalan belgelerin tahlili o devrinde yazışma usullerini oldukça iyi bilen bir memur zümresi ve bunları örgütleyen merkezi bir büronun olduğunu gösterir.

İmparatorluğun büyümesine paralel olarak merkezi bürokrasi de büyüyüp gelişti ve belirli sahalarda uzmanlaşmış memur sayısı arttı. 16. yüzyılın başlarında 20-30 kişi olan memur sayısı, aynı asrın sonunda 100'ü geçerek, 18. yüzyıl sonlarında ise 1000 kişilik bir memur ordusu meydana geldi. İlk dönemlerde iki bürodan oluşan Osmanlı bürokrasisinde 18. yüzyıl sonlarında büro sayısı 40'ı geçmişti.

Driftman
13.06.10, 15:16
Bizde bürokrasi içerisinde yuvalanmış hainler ve çıkar çevrelerinin adamları olduğu sürece ülkemizin ilerlemesi zaman alır.Bu yüzden anayasanın değişmesi günümüz koşullarına göre yeni düzenlemeler yapılması şart. 30 yıl öncesinin düşüncelerine göre yapılmış anayasa ile ilerleme düşünülemez.Üstelik darbe anayasası ile hiç bir yere varılamaz. Bizde devlet lüzumsuz işlerle uğraşıyor bürokratik engeller ülkenin önünü tıkıyor. Bizde devlet hala şeker ile alkol üretmiyle gereksiz işlerle uğraşıyor.Devlet yalnızca ülkeyi yönetmeli hızlı ve ileriye dönük karar almalı.Bunlarda yeni anayasal düzenleme ile olur.Ama ülkemizde FOSİL beyinli çevreler sayesinde sürekli yerinde sayıyor ve saydırılıyor.Bu fosiller bagzı siyasi parti + hukuk çevreleri + ve ordu içinde yerleşmiş malesef.

omessiah
13.06.10, 15:38
Şöyle güzel bir anektod var :

okuldan atıldınız ve bir yüksek öğrenim kurumunda okuma hakkınız bir yönetmelik gereği (ki antidemokratik yönetmelikler 80’li yıllarda oluşturulmuştur) elinizden alındı. okuma hakkınızın elinizden alınması '82 anayasasının kurallarına aykırıdır. 1982 anayasası madde 42.– kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz.

bu maddeyi biliyorsanız "tamam a.k. benim okuma hakkımı almanız anayasaya aykırıdır" diyerek keyif olursunuz. olmaz. kişiler anayasaya aykırılık iddiasıyla anayasa mahkemesine başvuramaz. idari mahkemeye böyle bir savunma yaparsınız. idari mahkeme anayasaya aykırı uygulama iddianızı dikkate alacak (alırsa, keyfine kalmış) ve anayasa mahkemesine başvuracaktır. yine olmaz. neden? işte nedeni 82 anayasasının saçmalığındadır. eğitim, öğrenim hakkını veren sayın büyüklerimiz oraya bir de şu maddeyi eklemişlerdir:

"geçici madde 15
12 eylül 1980 tarihinden, ilk genel seçimler sonucu toplanacak türkiye büyük millet meclisinin başkanlık divanını oluşturuncaya kadar geçecek süre içinde, yasama ve yürütme yetkilerini türk milleti adına kullanan, 2356 sayılı kanunla kurulu milli güvenlik konseyinin, bu konseyin yönetimi döneminde kurulmuş hükümetlerin, 2485 sayılı kurucu meclis hakkında kanunla görev ifa eden danışma meclisinin her türlü karar ve tasarruflarından dolayı haklarında cezai, mali veya hukuki sorumluluk iddiası ileri sürülemez ve bu maksatla herhangi bir yargı merciine başvurulamaz.


bu karar ve tasarrufların idarece veya yetkili kılınmış organ, merci ve görevlilerce uygulanmasından dolayı, karar alanlar, tasarrufta bulunanlar ve uygulayanlar hakkında da yukarıdaki fıkra hükümleri uygulanır."

meali: yönetmelikler anti-demokratik olabilir. anayasaya aykırı olabilir ama bu yönetmeliklerin anayasaya aykırılık iddiasıyla dava açılamaz. geçici maddedir ama 25 yıldır geçmemiştir.

tapari75
14.06.10, 09:25
son yorumunuzu beğendim hocam gerçektende öyle yasa var ama kullanamıyorsunuz hakkınız var ama verilmiyor...

KorayKURÇ
16.06.10, 15:50
biz zihniyetimizi ve ahlaki değerlerimizi yitirmişiz ne yazıkki bugün geldiğimiz nokta bu değerlerimizi yitirdiğimizdendir